BDP'ye göre 'çekilmenin' anlamı
Magazin okumayı severim. Paralel evrenden haberler, portreler ilgimi çeker. Onlardan birini sizlerle de paylaşmak istedim. Hürriyet’ten Onur Baştürk “Tamirci’nin şampanyası” başlığını atmış haberine. Tamirci, bildiğimiz tamirci değilmiş. Karaköy’de gece yarısı dolmaya başlayan popüler bir mekanmış. Bir arkadaşı, cuma gecesi o mekanda açtırdığı bir şişe şampanyaya 800 lira hesap gelince itiraz etmiş. Aldığı yanıt şu olmuş: “Bu gece konseptimiz böyle.”
Siyaset sayfalarından magazine hızlı geçiş yapınca hatlar karışıyor elbette. Yanıtı okuyunca aklıma ilk gelen iktidar/medya/akiller oldu.
“Bu yıl konseptimiz barış olacak arkadaşlar. Yanında başkanlık kuverini de unutmayın. Hesaba itiraz eden çıkarsa.. Biliyorsunuz ne yapacağınızı!”
İtiraz edenlere neler olduğunu biliyoruz. Ama ya o itiraz, “mekanın ortaklarından” gelirse? Geldi de! Çok önemli bir isim, liberallerin pek sevdiği ifadeyle, “ezber bozdu”.
"PKK’NIN ÇEKİLMESİ BARIŞ DİYE ALGILANMASIN”
Neşe Düzel, Kürt sorununa en fazla kafa yoranlardan biridir. Diyarbakır Cezaevi’ndeki (PKK’yı doğuran, besleyen, büyüten) işkenceleri kamuoyuna anlatanların başında gelir. Kürtler, yıllar boyunca seslerini onunla duyurabilmiştir. İşte böyle bir gazeteci sordu, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş yanıtladı. Ve evet, “PKK’nın çekilmesi barış diye algılanmasın” dedi, “Geri çekilme, çatışmaların durması hâlidir. Biz, geri çekilmeyi barış olarak algılamıyoruz.”
Demirtaş’a göre, çözümün odak noktalarından Kandil de bu kanaatte: “Kandil kaygılı. ‘Hükümetin barıştan anladığı, sadece bizim geri çekilmemiz ise, ciddi kriz çıkar. Barış, Kürt sorununun çözülmesidir. Türkiye’nin demokratikleşmesidir’ diyorlar.”
Demokratikleşme deyince akla yeni anayasa geliyor.. Yeni anayasa deyince de başkanlık sistemi..
Selahattin Demirtaş, bu konuda ezber bozmakla kalmıyor. İktidarın ve destekçilerinin hayallerini paramparça ediyor. “Asla ‘evet’ demeyiz” diyor.
Şu sözler de onun: “Barışın şartı başkanlık değildir ve böyle bir şey olamaz.
BDP Eşbaşkanı olarak açık söyleyeyim. Anayasada özerk Kürdistan deseler, Kürtçe anadilde eğitim serbesttir diye açıkça yazsalar ve bunun karşılığında da anayasanın bir maddesinde baskıcı-otoriter bir başkanlık sistemi yazsalar, biz o anayasaya evet demeyiz. Daha nasıl açık söyleyeyim ki!”
DEĞİŞMEZ KONSEPTİMİZ: DEVEKUŞU MODELİ!
Sahiden, daha nasıl açık söylenir ki! Sürecin taraflarından BDP’nin Eşbaşkanı AKP’nin “başkanlığa destek” beklentisini yok ediyor.. Dahası “çekilme barış olarak algılanmasın” diyor. Kandil’den gelen mesajlarda da “silah bırakma değil, geri çekilme var” deniyor. Yani sınır dışına çıkacaklar. Ve gelişmeleri gözleyecekler. AKP barış sürecinde ne kadar samimi? Demokratikleşme masallarıyla yine havanda sular mı dövülüyor? Görecekler. Ondan sonra karar verecekler.
Taraf Genel Yayın Yönetmeni ve akil insan Oral Çalışlar, gazetesinde yayımlanan bu röportajı görmedi mi, Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarını okumadı mı?
Her “çekilecekler” açıklamasına “barış sürecinde final” diye yaklaşanlar, sahiden görmüyorlar mı gerçeği? Haftaya çekilme başlar, sonbahara biter diye sayılan günlerin, aslında “sandığa doğru geri sayım”dan öteye gitmediğini anlamıyorlar mı?
PKK sınırın kıyısına çekilip gelişmeleri gözleyecek. AKP de “ateşkes” ortamında seçime ve mümkünse başkanlık sistemine hazırlanacak.
Elbette akıldan hiç çıkartmamak gerekiyor: PKK ile birlikte bölge Kürtlerini de “beklemeye alarak” Suriye’ye girişilecek. Kendi anayasasını yapamamış bir ülke, “bir türlü demokratik anayasa yapamadı, özgürlükleri getiremedi” diye Esad’ı dövecek.
Not: Son cümle şaka, metafor falan değildir. Ayniyle vakidir. Suriye’ye “demokratik anayasa” için bir yıl kadar bir mühlet verdik. Sonra “bizden günah gitti” diye giriştik. Hatta o sıralarda, son cümlenin benzerini Esad kurdu. “Siz kendinize baksanıza” dedi.
MEDYA ANILARI: İKİ SEÇİM.. İKİ ŞAŞKINLIK...
“Gerçekler bu kadar ortada, bu kadar açıkken nasıl görülmez” diye şaşıyorum.. Ama meslek hayatım, aslında şaşırmamam gerektiğini gösteren örneklerle dolu.
Yıl 1983. Türkiye 12 Eylül sonrası ilk seçimine hazırlanıyor. Güneş Gazetesi’ndeyim. Gazete, hemen her gün cuntanın adayı Turgut Sunalp’i manşete çıkartıyor. Ne vaat ettiği belli olmadığı, söyleyecek söz de bulamadığı için, doğrusu bu hiç kolay olmuyor. Yazı İşleri masası oflaya puflaya bir haber, bir başlık çıkartmaya çalışıyor. Benim için tüm adaylar “eşit uzaklıkta” olduğu için, durum fark etmiyor. Al birini vur ötekine. Ancak, bu acıklı çaba içinde körleşmelerine şaşırıyorum. Turgut Özal’ın “geldiğini” göremiyorlar. Turgut Sunalp için paralanıyorlar!
Zamanını tam olarak hatırlamıyorum ama sanıyorum seçimlere iki ay kadar bir süre kalmıştı. Güneri Cıvaoğlu’na bu düşüncemi söyledim. O sırada odasında bir köşede, en önemli danışmanlarından Sencer Güneşsoy vardı. Güneri Bey, “baksana Sencer, kız ne diyor” dedi. Aynı şeyleri Sencer Güneşsoy’a da tekrarladım. Güldü.
“O iş çoktan bitti. Bakanlar Kurulu listesi bile tamam” dedi.
“Var mısınız iddiaya” diye iddialaştım! Kabul etti. Seçim gecesi ne düşündüler bilemiyorum, ama ben iddiamın karşılığını alamadım!
SABAH-ATV GRUBUNA MHP ŞOKU!
Benzer bir durumu 1999 seçimleri öncesinde de yaşadım. O seçim sürecinde, çıkış yapacağı belli olduğu için DSP ve canımız ciğerimiz DYP gözdeydi. ATV Haber’de bu iki parti öne çıkar, arada diğerleri figüran olarak boy gösterirdi. Bir gün toplantıda, bu kez Ali Kırca’ya, “MHP’yi hiç görmüyoruz ama adamlar büyük bir çıkışta” dedim. O da güldü. Tıpkı 1983 seçimlerindeki adaylara olduğu gibi, 1999’un partilerine de eşit uzaklıktaydım. Ancak gazeteciliğim “görmemi ve gördüklerimi kamuoyuna anlatmamı” gerektiriyordu. Bu nedenle birkaç kere daha görüşümü tekrarladım. Yalnız kaldım.
18 Nisan akşamı, ilk sonuçlar geldiğinde bu yüzden büyük bir kaos yaşandı. MHP sahiden ciddi bir çıkıştaydı. Gazetesi, televizyonu ile grup, bunu görmediği/göremediği için şaşkına dönmüştü. İlk tepki “reddetmek” oldu. Sandıktan çıkan ilk sonuçlar gerçeği yansıtmıyor diye, uzun süre oranları veremedik. Sonuçta gerçek kendisini dayattı. Seçim öncesinde “geliyorum” diyen MHP, yüzde 18 oy oranı ile geldi ve iktidar ortağı oldu.
Ben Güneri Cıvaoğlu, Ali Kırca, Zafer Mutlu’dan daha mı akıllıyım? Hayır! Onlardan daha mı deneyimliyim? Hayır!
Mesele şu: Görebilmenin yolu büyük ölçüde “nerede durduğunuzla” bağlantılı. Eğer güç odaklarının yanında, yamacında, içindeyseniz körleşiyorsunuz. Onların görmenizi istediklerini görüyorsunuz. Mesleğinizi, amacınızı unutup oyunun bir parçası haline geliyorsunuz.
HAFTANIN TWEET’İ
Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Fehmi Kaya, “otistik çocukların beyinlerinde inanç alanı olmadığı için Allah’a inanmayı bilmiyorlar” dedi. Bu nedenle otistik çocukların ateist olduğunu söyledi. Yetmedi, böyle çocukları terapiyle tedavi edeceklerini duyurdu. Sosyal medyayı kasıp kavuran bu açıklamaya, sevgili Metin Uca’dan tweet ile şu yorum geldi:
“Otizm tedavi edilebilen bir çocuk hastalığı ama sosyolog kılığında bir sığırın insana dönüştürülmesi tedavisi henüz bulunamadı!”
NOT: Sevgili Metin, bu mesajın yüzünden yargılanırsak avukat ücreti senden, haberin olsun!